Haberler

THY Shenzhen Shekou Feribot terminalinde (11:30 PM, 06/02/2010)

Türk Hava yolları, Çinin en büyük ticaret ve üretim şehirlerinden Shenzhen'ın Shekou Feribot terminalinde bir check-in bürosu açtı. Shekou feribot terminali, gün boyunca yapılan düzenli tarifeli turlarıyla Hongkong Shenzhen arasındaki mesafeyi 40 dakikaya düşürüyor.

 

devamı...


Yıldız Teknik Nanoteknoloji 2010 Etkinliği (12:31 AM, 04/24/2010)

Nanoteknoloji 2010 Etkinliği Yıldız Teknik Üniversitesi'nde 26 Mart tarihinde gerçekleştirildi.

devamı...


Mimikli robot (3:37 PM, 04/24/2010)

Japonya'da Geliştirilen ve Bugün Tanıtılan Robot, Gerçek İnsanla Mimiklerine Kadarki Benzerliğiyle Dikkat Çekiyor. Japonların robot teknolojisindeki başarıları baş döndürüyor. Abartının da bu kadarına pes denir. Bakın haberin devamı nasıl, 

devamı...


(1:00 AM, 01/01/1970)







Unuttun mu?,
Üye Ol







HUNLARDA MİLLETLERARASI HUKUK ANLAYIŞI
 
 
 Hun hükümdarlarının Çin hükümdarlarıyla karşılıklı mektupları, kaynaklarımızda pek çok kere bahis konusu edilir. Gerek bu mektuplar, gerekse diğer bazı belgeler, Hunlarda savaş ve barış fikri, karşılıklı söz verme anlayışı gibi konularda bilgi verebilmektedir. Hunlar, iki ülke arasındaki ilişkilerin daha sağlam kurulabilmesi için gelip giden elçilerin niteliğine çok dikkat ederlerdi. "Hun geleneklerine göre Han sülalesinin elçisi eğer saray memurlarından değil aydın ve erdemli kişilerden ise, iyiliği teşvik için gelmişse sözlerinin gerçekleşmesine çalışırlardı. Eğer gelen elçi hakaret etmek isteyen gençlerden ise onların gururunu kırarlardı."[36]. Gerçekten de çinin gönderdiği bu ikinci gurup elçiler sebebiyle Hunlarla Çinliler arasında pek çok zaman sıkıntılar çıkmıştır. Zaten bu gibi elçilerin Çin tarafından özellikle gönderildiği de anlaşılmaktadır. Bu gibi elçiler, umumiyetle Hunların zayıfladığı ve Çinin saldırmak istediği zamanlarda gönderilmişti.
M.Ö. 1. asırda Hu-han-yeh ch'an-yü zamanında Çin ile yapılan bir dostluk antlaşması çok enteresandır. Çinli elçiler ve Hun ch'an-yü 'sü arasındaki bu antlaşmayı anlatan metne göre özet olarak Çin ve Hun devletinin nesiller boyunca birbirini aldatmayacağı, saldırmayacağı, mallarını soymayacağına söz verilip beyaz bir atın kanını şarap ile karıştırıp içmek suretiyle and içilmişti. Böyle bir and olayında Hunların samimi olmadıklarına dair herhangi bir belgeye rastlanmazken Çin elçileri memleketlerine geri döndüklerinde böyle ağır bir and yükü altına girdikleri için azarlanmışlar ve devlet adamları bu andın zararından kurtulmak için tanrıya kurban kesmek fikrini ortaya atmışlardı[37].
Hun ve Çin hükümdarları arasında pek çok elçi ve mektup teatisi olmuştu. Bunların çoğunda barış ve huzur temenni edildiği gözden kaçmıyor. Mesela Mo-tun'un meşhur mektubu ile Çin imparatorunun cevabından bazı kısımlar şöyledir : "...Yirmi altı devlet Hunların hakimiyeti altına alındı. Yay çekip ok atanlar bir araya geldiler. Kuzeyde artık barış yapıldı. Savaşı durdurmak istiyoruz. Askerler dinlensinler, atlar doysunlar. Eski sevindirici olmayan işler gitsin ve daha önce yapılan ittifak tekrar başlasın. Sınırdaki milletler barış içinde yaşasınlar."[38].
     Mo-tun'un bu mektubu Çin sarayına geldiğinde yapılan müzakereleri de kaynağımız şöyle anlatıyor : "Ch'an-yü 'nün mektubu gelir gelmez Han sülalesinin vezirleri saldırmanın mı yoksa evlilik münasebetleri kurmanın mı daha uygun olacağını müzakere etmeye başladılar. Vezirler [Ch'an-yü, Yüeh-chi'leri henüz yeni yendiği için başarısıyla övünüyor. Onlara saldırmayalım. Hun topraklarını alsak bile o topraklar çok çorak olduğu için zaten oralarda oturamayız.] dediler."[39]. Bu karardan sonra Çin hükümdarı Hsiao-Wen-ti 'nin yazdığı mektupta şu cümleler bulunuyordu : "...ittifakı bozan ve kardeş gibi samimi ilişkilerimizi bozan, çoğunlukla Hunlardır...Gönderdiğiniz elçi, [Ch'an-yü 'nün bizzat kendisi askere komuta ederek birçok ülkeye saldırdı. Fakat büyük fayda sağlamasına rağmen savaşlardan müteessir oluyor.] diye anlattı..."[40]
Bu gibi pek çok vesikada Hunların ve Çinlilerin barış ve mutluluğu överek isteyen sözleri görülür. Ancak, birbiriyle uzun yıllar korkunç savaşlar yapmış olan bu iki devlet, yukarıda görüldüğü gibi savaşların sebebini ve suçunu hep karşı tarafta görmekte devam etmişlerdir.
Savaş ve barış zamanlarında Hunların Çin elçilerini karşılamalarıyla ilgili geleneklerinden bahseden kayıtlarda Çin elçilerinin Hun hükümdarıyla görüşebilmek için bayrak çıkarıp yüzlerini boyamaları gerektiğini okuyoruz[41]. Ancak Hun devletinin zayıf bir zamanında hemen bu kaidenin dışına çıkıldığı da bilinmektedir. Burada önemli olan, Hun siyasetinin milletlerarası ilişkilerde aldatma taktiğinden veya politik manevralardan çok, samimiyete dayanan bir özelliğe sahip olduğunun görülmesidir. Savaş yapmak, her ne kadar Hun savaşçılarına ekonomik olarak faydalı oluyorsa da Hunların ele geçirdikleri topraklarda yaşayanları köle yaparak sömürdükleri şeklinde bir netice elde edilemiyor. Aşağıda göreceğimiz gibi Çin topraklarından daha rahat ve mutlu yaşamak arzusuyla Hun memleketine kaçmak isteyen pek çok köle vardı.
 SAVAŞ ESİRLERİ   :
Ligeti, önceki satırlarımızda gördüğümüz gibi Hunların savaşta esir ettikleri insanları toprağı işlemekte kullandıklarını söylüyordu. Bu, bir nevi feodal sömürü sistemindeki serf'lik olarak görülüyor. Hunların borçlandırdıkları yabancıları serf olarak kullanmaları ise hiçbir kaynağa dayanmayan fikirlerdendir. Kaynaklarımızda Hunların, esir aldıkları insanlara nasıl davranmış olduklarını şu metinlerde görebiliyoruz :
"Savaş sırasında eğer bir Hun askeri bir düşmanı öldürmüşse komutanı ona büyük bir kase ile içki verir. Toplanan ganimetler de her askere dağıtılır. Esir edilen düşmanlar köle olarak kullanılır. Böylece herkes kendi menfaati için çalışmış olur."[42].
Esirlerin ne yapıldığını söyleyen bu vesika, açıkça görüldüğü gibi bunların tarlalarda mı çalıştırıldıkları yoksa hayvan çobanı olarak mı kullanıldıkları gibi bir noktayı belirtmemektedir.
Chou sülalesi zamanında Çin'deki köle sınıfı da ya savaş esirleri veya büyüklerine karşı gelen kişilerden meydana gelmekteydi[43].
Başka bir metnimiz, Hunlarla savaşıp mağlup olan Çinli generallerin durumunu şöyle anlatıyor : "...Kuo-tsung ve Wei-wang adlı generaller, savaşı kaybettikleri için Çin'e döndüklerinde öldürülmekten korkuyorlardı. [Hunlara teslim olma teklifinde bulunalım.] diye konuştular. Ch'an-yü, buna çok memnun oldu."[44].
Bu generallerden başka yine Hunlara esir düştükten sonra Hun hükümdarı tarafından çok iyi davranılıp emrine ordu verilen Çinli generaller bile vardır. Çin ordusu da bazen esir aldıkları veya Çin'e kaçan Hunları danışman olarak kullanmaktaydı. Bu, askeri bir taktik meselesidir[45].
Kaynaklarımızda yalnız bir yerde, esir edilen bir generalin kurban edildiği anlatılmaktadır. M.Ö. 91 yılında Hunlara esir düşen meşhur Çin generali Li-Kuan-li, bir yıl kadar esir olarak tutulmuştu. Bu sırada Ch'an-yü'nün annesi hastalanınca Hun generali Wei-lüeh, Hun şamanına şöyle demişti : "Hunlar, eski çağlarda atalarına kurban verirlerdi. Hun askerleri, Li-kuan-li'nin Yerin koruyucu ruhlarına kurban edilmesi için and içip söz vermişlerdi. Artık onu yakalamış bulunuyorsunuz. Niçin kurban etmiyorsunuz ?". Bu sözlerden sonra esir general hemen kurban edilmiştir[46]. Bu satırlara göre Hunlar eski devirlerde atalarına veya tanrılarına insan kurban ederlerdi. Metinde söylendiğine göre uzun süre sonra yine bir insan kurban ediliyordu. Ancak, bu kurban olayında Wei-lüeh'nin kim olduğuna ve tahriklere biraz dikkat etmek gerekmektedir. Çünkü aslında Wei-lüeh'nin kendisi de daha önceden esir düşmüş bir çin generali idi. Bu yüzden onun bu çabalarını bir kıskançlık veya rekabet eseri olarak görmek mümkündür. Çok dikkat edilmesi gereken bir şey varsa o da ne ilk ne de sonraki devir kaynaklarında Hunların insan kurban ettiklerine dair bir bilginin bulunmadığıdır. Eğer gerçekten da eski devirlerde bu gibi kurban olayları yaşanmışsa bunu başka belgelerde de görmeyi beklerdik. Ayrıca Hun hükümdarının daha sonra bu olaydan büyük bir pişmanlık duyduğu da aynı belgede anlatılmaktadır[47]. Merhum Ögel'in bu olayı "halk inanışlarıyla yüksek devlet geleneği arasındaki ilk çatışma" olarak değerlendirmesine[48] tamamen katılamıyoruz. Ögel insan kurbanının halk inanışlarında yaşadığını fakat asil devlet yöneticilerinin inanışlarında bulunmadığını kabul ediyor. Bizim vardığımız sonuç şudur ki Hunlar, savaşlarda veya başka bir şekilde esir alınan kişilerden çeşitli şekillerde faydalanıyorlardı. Bu faydalanma şekli, herhalde esirlerin kabiliyetine ve bilgisine göre olmalıydı. Eğer esir edilen yabancılar dini maksatlarla kurban edilselerdi hem başka örneklerin hem de bu durumu anlatan bir vesikanın bulunması gerekirdi. Ayrıca böyle bir adet bulunsaydı biraz önce adı geçen Wei-lüeh, Hun beylerinin arasında söz söyleyebilme hakkına sahip olamazdı. Aynı şekilde meşhur Çinli elçi ve seyyah Chang-ch'ien, Hunlar tarafından yakalanıp esir alınınca bir Hun kadını ile evlendirilip ev-bark sahibi yapılmazdı[49]. Bizim görüşümüze göre bu kadar önemli bir konunun diğer kaynaklarda bulunmaması da güvenilirliğini zedeliyor.
 Savaş esirlerinin köle olarak kullanılması, yüzyıllarca sonra bile pek çok devlette rahatça görülebilen bir durumdur. Aynı çağlarda kölelik müessesesi her devlette bulunmasına rağmen kölelere karşı davranış şekilleri çok farklılık gösterebilmektedir. Pers imparatorluğunda halk, "hakim unsur", "fethedilen ülkelerin halkı" ve "sınır boylarındaki memleketlerin halkı" şeklinde gruplandırılıyor. Yine bu memlekette Elam hanedanına ait belgelerde kadınların da köle ve cariye sahibi olabilmeleri, onların erkeklerle aynı haklara sahip olduğunu gösteren işaretler olarak ileri sürülmektedir[50]. Kadınların köle sahibi olabilmekle erkeklerle eşitliğinin gösterilmesi oldukça ilginçtir. Tabii ki bu kadınlar köle değil hür kadınlardı. Eşitlik de hür kadınlarla hür erkeklerin eşitliği idi. İnsanoğlu bu günlere kolay gelmedi.
Bazı çevrelerce insanlık tarihinin en medeni kavimlerinden sayılan Yunanlılarda , büyük bir kısmı savaş esiri olan her türlü haktan mahrum köleler bulunmaktaydı. Sonraki devirlerde, sanayide kullanmak üzere herhangi bir mal gibi başka memleketlerden köle satın alınmaya yani ithal edilmeye başlanmıştı[51].
Krallık devrinde Roma'da bir baba, karısını veya oğlunu köle olarak satabilir, aile efradının işlediği suçlarda bizzat hakimlik yapıp, isterse kendi evladını öldürebilir ve buna devlet dahi müdahale edemezdi[52]. Sosyal sınıf farklılıklarının çok kesin olduğu Roma'da Patrici ve Pleb sınıflarından kişilerin birbirleriyle evlenebilmeleri, ancak m.ö. 445'de çıkarılan bir kanunla mümkün olabilirken[53], bu sınıf farklılıklarının kalkması için çok uzun bir süre geçmesi gerekecektir. Roma'da imparatorluk zamanında da köleler, efendileri tarafından çok ağır şartlarda çalıştırılıyor, işkence ediliyor ve öldürülüyorlardı. Bu durumun ortadan kalkması için sonradan bir çok kanun çıkarıldığı bilinmektedir[54].
 
 
Cevat Türkeli


[36] Shih-chi 110,s.2913 , Han-shu 94/1, s. 3774
[37] Bu and töreni için bakz. A. İnan, "Eski Türklerde ve folklorda And", AÜDTCF. Dergisi,VI, 4, l948, s. 279-280 ; E. Esin, Türk Kosmolojisi, s. 60 ; W. Schmidt, agm., s. 84-85 
[38] Shih-chi 110, s.2896
[39] Shih-chi, aynı yerde.
[40] Shih-chi,110,s.2896
[41] Shih-chi 110,s.2913 , Han-shu 94/1, s.3772
[42] Shih-chi 110,s.2892, Han-shu 94/1, s. 3752
[43] M.N.Özerdim ,"Chou'lar ve...", s.8
[44] Shih-chi 110, s.2915
[45] Bakz. B.Ögel , BHIT., C.I, s.561-562, C.II, s.107-108
[46] Han-shu 94/1, s.3781
[47] Bu konuda ayrıntı için bakz. B.Ögel, BHIT., c.II, s.114-115
[48] B.Ögel, age., s.114
[49] Shih-chi 123/63, s.3157, Bu elçinin seyahatnamesi için bakz. F. Hirth, history of Chang-ch'ien", JAOS., l9l7, s.89-152; Li, Li-ching, Chang-ch'ien'in elçiliği zamanında Çin ile Kuzeybatı komşularının münasebetleri , İ.Ü. Sosyal Bil. Ens.Yüksek Lisans tezi, l987
[50] M. Şemseddin Günaltay, İran Tarihi, I, Ankara 1987, s.77-78
[51] A. Müfid Mansel , Ege ve Yunan Tarihi, Ankara 1971, s.173 ; A.W.F. Blunt, Batı Medeniyetinin Temelleri, (Terc. M.Erim), Istanbul 1965, s.55
[52] Sabahat Atlan, Roma Tarihinin Ana Hatları, İstanbul 1970, s.16
[53] S. Atlan, a.g.e., s.31
[54] B. Tahiroğlu, Roma Hukukunda Mülkiyet Hakkının Sınırları, İstanbul 1981, s.109-111