Ch'un-ch'iu dönemine dair metinlerde Hun devletinin yapısını tespit edebileceğimiz çok kıymetli bilgiler bulunur. Bu tarihte Chou sülalesi, devletin merkezini doğuya taşırken batıda Hunlarla sürekli mücadele edilen Ch'i ve Feng şehirlerini ch'in beyine vererek onun bu bölgede yerleşmesini sağlamıştı (m.ö.770). Ch'in prensliği ile onların kuzey tarafında bulunan Hun devleti arasındaki bir elçilik olayını anlatan aşağıdaki metin, hem Hun tarihi hem de kültürü açısından gayet mühimdir. Bu metni önemine binaen aynen naklederek daha sonra değerlendirmeye geçelim.
"Hun [16] hükümdarı, You-yü adlı birisini Ch'in'e elçi olarak gönderdi. You-yü'nün ataları Chin'li olduğu için Chin dili de konuşabilirdi. Hun hükümdarı, Ch'in lordu Mu (m.ö.659-621)'nun erdemli bir hükümdar olduğunu duyduğu için you-yü'yü Ch'in 'i incelemek maksadıyla göndermişti. Mu-kung, ona sarayını ve hazinelerini gösterdi. You-yü, [ Bu işleri cinlere yaptırsan tanrı yorulur. İnsanlara yaptırsan millet çok zor duruma düşer.] dedi. Bu sözler, Mu-kung'a çok garip geldi. Ona şöyle sordu : [ Çinliler, şiir, kitap, nezaket, müzik ve hukukla idare ediliyorlar. Yine de karışıklık çıkmaktadır. Bu gün Jung-yi'lerde bunlar yok iken nasıl idare ediliyorlar? çok zor değil mi?] You-yü, gülerek şöyle cevap verdi: [Çin'deki karışıklıkların sebebi de budur. Huang-ti 'den başlayarak nezaket, müzik ve hukukla idare etmeye çalışıldı. Ancak küçük bir başarı sağlanabildi. Ondan sonraki nesil, gittikçe şımardı ve kötüleşti. Hukukun kuvveti ile aşağıdakiler düzeltilmeye çalışılıyor. Aşağıdakiler iyice yorulup bıkınca bu defa yukarıdakilerden şikayet etmeye başlıyorlar. Böylece bunlar birbirlerinden nefret ediyor ve birbirlerini öldürüyorlar. Bazen bu şekilde sülaleler bile yok oluyor. Jung-yi'ler (Hun) böyle değillerdir. Orada yukarıdakiler, aşağıdakilere erdemle davranıyorlar. Aşağıdakiler de yukarıdakilere sadakatle hizmet ediyorlar. Bir ülkeyi idare etmek, bir vücudu idare etmek gibi olduğu için ülkenin nasıl idare edildiği hissedilmiyor. Bu, gerçek bir bilgenin idaresidir.] Bundan sonra Mu-kung, içeriye girdi ve Nei-shih unvanlı memuru Liao'ya şöyle sordu : [ Bizim komşu ülkede bir bilge'nin bulunduğunu duydum. Bu rekabetten dolayı üzüntü içindeyim. Bu You-yü'nün erdemli oluşu da bende acı doğuruyor. Ne yapalım ? ]. Liao, ona şöyle cevap verdi : [Jung hükümdarı, uzak bir yerde bulunuyor. Henüz Çin'in müziğini duymamıştır. Siz müzisyen kızlar gönderin ve onun idealini yok edin. Ayrıca You-yü için izin alalım. Jung hükümdarı, rahata alışsın. You-yü'yü de burada alıkoyalım ve dönme zamanını uzatalım. O zaman Jung hükümdarı şüphelenecektir. Lider ile memuru arasında kuşku ve şüphe doğunca bize de fırsat doğmuş olur. Özellikle Jung hükümdarı müziği sevdiği için onu devlet idaresinden uzaklaştırabiliriz.] Mu-kung, [Çok iyi] dedi. Daha sonra tekrar You-yü ile birlikte oturdu ve yemek yedi. Jung memleketinin coğrafi ve askeri durumu hakkında ayrıntılı bilgi aldı...."[17]. metnin devamında çin hükümdarının, kararlaştırılan bu siyaseti uygulayarak Hun devletini yenmesi anlatılır.
Oldukça ilginç ve kıymetli bilgiler bulunan bu metinde hemen farklı iki kültürün devlet idaresi konusundaki farklı felsefelerini görebiliyoruz. Vezir You-yü'nün sözlerine göre Hun devleti, halkı ağır kanunlar altında ezmiyor, millet ve idareciler birbirlerine sevgi-saygı, erdem-sadakat ilişkileriyle bağlı bulunuyordu. Ch'in prensliğindeki ağır teşrifat kaideleri, Hunlarda bulunmuyor, bunun yerine bir sadelik görülüyordu.
Yukarıdaki metne çok benzeyen bilgilerin bulunduğu bir başka belgemiz, Mo-tun 'un oğlu Chi-yü zamanına (m.ö.l74-160) aittir. Lao-shang adıyla da bilinen bu Hun ch'an-yü'sü (hükümdar) tahta çıktığında Çin hükümdarı, kraliyet ailesinden bir prenses göndermişti. Prensesle birlikte gitmesi istenen hadım Chung-han-yüeh (Chung-hsing-shuo), bu vazifeye karşı çıkmasına rağmen zorla Hun topraklarına gönderilmişti[18]. Bu memur, Çin hükümdarına olan kızgınlığını Hun devleti için çalışarak Çin'e karşı bazı öğütler vererek gösterecektir. Kaynağımızda işte bu adamın Hun memleketindeki faaliyetleri uzun uzadıya anlatılırken Çinden Hun topraklarına gelen çinli elçilerle yaptığı tartışmalar da kaydedilmiştir. Bu tartışmaların konumuzla ilgili bölümleri şöyledir : "Han sülalesi'nin elçilerinden bazıları şöyle söylemişti : [...(hunlarda ) şapka ve kemer takma nezaketi yok. Saray nezaketleri (protokol kaideleri) de yok...][19] Bu sözlere karşılık Chung-han-yüeh'nin cevabı şöyledir : "...(Hunlarda) hareketleri sınırlayan kurallar hafiftir. Uymak kolaydır. Hükümdarla maiyeti arasındaki protokol kaideleri de çok basittir. Bir devletin politikası, bir insanın vücudu gibidir.... Çin'de nezaketten kötülük doğuyor. Üsttekiler, alttakiler birbirlerinden nefret ediyorlar. Mümkün olduğu kadar evler ve saraylar inşa ettiğiniz için milletin kuvveti azalıyor... Ey toprak ve taştan yapılmış evlerde oturan siz Çinliler ! fazla konuşmayın artık. Taktığınız şapka ve kemerin ne faydası var ?"[20]
Bu son cümleleri m.ö. 600'lere ait olan metnimizdeki You-yü nün sözleriyle karşılaştırdığımızda aynı özellikleri görüyoruz. Hun memleketinde Çinlilerin sahip olmakla övündükleri ayrıntılı kurallar kaideler bulunmuyor ama devletin idaresi tıpkı bir insanın vücudu gibi çalışıyordu. Herşey birbirine bağlı ve bir düzen içinde gerçekleşiyordu. M.Ö. 89'da Çin'e gönderdiği mektupta Hun hükümdarının şu sözlerini görmekteyiz: "...Güneyde büyük Çin, kuzeyde kuvvetli Hunlar vardır. Hunlar, göğün kıymetli (mağrur) çocuklarıdır. Hunlar, küçük seremoni ve protokol işleri ile uğraşmazlar."[21]. Bütün bu vesikalarda Hun memleketinde halkın idareciler tarafından ezilmediğinin söylenmesi, feodal devletlerde görülen temel özelliklerden birisinin Hunlarda bulunmadığının göstergesidir.
Feodal Avrupa'da olduğu gibi Çin'de Chou sülalesinde de kraldan sonra en yüksek mevkii, araziyi paylaşan beylere verilmişti. Bu asil beylerin topraklarında çalışan halk da Avrupa'dakilerle aynı durumda yani "köle-esir" derecesindeydi [22].
Chou'larda ve daha önceki Shang devletinde de arazi, hizmetlerine mukabil asillere verilmekteydi[23]. Bunlarda toprak, devletin değil de kralın malı gibi görünüyor, kral, istediği zaman bu toprakları başkalarına bağışlayabiliyordu. Hükümdarların asillere bu şekilde toprak dağıtmaları, tarih boyunca her feodal teşekkülde görülür.
Acaba Hun hükümdarı da araziyi bu şekilde asillere dağıtıyor mu idi ? Meşhur Hun hükümdarı Mo-tun, m.ö. 209'da tahta geçtikten kısa bir süre sonra komşu Tung-hu devleti, fırsattan faydalanarak Hunlardan önce babası T'ou-man'ın atını, daha sonra Mo-tun'un karısını ve en sonra da iki ülke arasında bulunan Hunlara ait bir araziyi istemişlerdi. Bu sonuncu istek üzerine Mo-tun'un söylediği sözler meşhurdur "Toprak, devletin temelidir nasıl verebiliriz ?"[24]. Oysa babasının iyi cins atını ve kendi karısını meclis toplantılarında "Bir komşu devletten üstün tutabilir miyiz ?" diyerek Tung-hu'lara göndermişti. Yine de bu olay hükümdarla beyleri arasında değil iki ülke arasında söz konusu olduğundan Hunların idari sistemini inceleyerek asillere toprak verilmesi gibi bir davranışın bulunup bulunmadığını biraz daha araştırmak gerekiyor. Eberhard'ın "Esas itibarıyla Türk kavimlerinde asaletin ve asil kabilelerin çok geliştiği sınıflı bir cemiyet vardı."[25] diyerek beyan ettiği fikri de böyle bir araştırmayı icap ettirir.
HUN İDARİ TEŞKİLATI VE ASİL BOYLAR
Çin yıllıkları içinde Shih-chi, Han-shu, Hou Han-shu ve Chin-shu isimleriyle anılanlar, Hunların politik teşkilatı hakkında biraz bilgi verirler. Aralarındaki bazı farklılıkları bir yana bırakırsak temel özellikler şu şekildedir : Hun hükümdarı, ch'an-yü unvanını taşır ve gerek iktisadi, gerekse nüfus ve diğer yönlerden devlet içindeki diğer boylara göre daha kuvvetli olan T'u-ke (Tugı,Tukı=Türk) boyundan gelir[26].
Hun hükümdarlarının mensup olduğu T'u-ke boyu ve ona akraba olan boyların devlet içinde üstün bir yerleri vardı. Devletin idari kademeleri, bu kudretli boyların mensuplarının ellerinde bulunmaktaydı. Bütün memuriyetler sadece Hükümdar ailesinin elinde değildi. Bu boy ile evlilik yoluyla akrabalık kurmuş yabancılar da yüksek memuriyetlere çıkabiliyorlardı[27].
Bazı boyların nüfus çokluğu veya iktisadi zenginlik gibi sebeplerle devlet içerisinde yüksek mevkileri almış olması, bunların asil ve sömüren, halkın da sömürülen tabakayı meydana getirmiş olup olmadığını düşündürür. Fakat Kafesoğlu'nun sözleriyle "Devletin kuruluşunda hizmeti geçmiş ve iktidarı elinde tutan zümrelerin emir ve kumanda mevkilerini alarak idareci durumuna geçmeleri ve devlette idare edilenlere nazaran bir farklılık göstermeleri tabiidir."[28]. Bu yüzden henüz aksini bildiren bir belge olmadıkça bu güçlü ve idareci boyların diğerlerini ezip kullandığı söylenemez.
Devletin idari kademelerinde hükümdar yani ch'an-yü 'den sonra gelen en büyük memuriyet unvanları şu şekilde idi : "Sol Hsien prensi, sağ Hsien prensi, sol Ku-li prensi, sağ Ku-li prensi[29]. Bunlara dört köşe denir." Bundan sonraki memuriyet unvanları da sol ve sağ büyük generaller, sol ve sağ büyük Tu-wei'ler, sol ve sağ büyük Tang-hu'lar şeklinde sıralanır[30]. Bu unvanlardan en baştaki sol ve sağ Hsien prensi unvanı, Ögel tarafından daha ziyade askeri mahiyetine ağırlık verilerek "Bilgin-asker veya Alp ve Bilge komutan" şeklinde yorumlanıyor.Onun da işaret ettiği gibi bu en üst kademedeki unvanın asalet sıfatı değil "Bilge" manasına gelen "Hsien" sıfatıyla isimlendirilmesi çok manidardır[31].
Yukarıda birkaçını yazdığımız yüksek memuriyetler, ordu komutanlığı ve bölge valiliği gibi vazifeler olup, Chin-shu'da yazıldığına göre 16 yüksek kademe, tamamen ch'an-yü 'nün oğulları ve kardeşlerinin elindedir[32]. Bunlar devletin muhtelif bölgelerinin idaresiyle vazifeli ve mesuldürler. İdare ettikleri toprağın, onların şahsi malı olduğuna dair bir kayıt göremedik.
Bu arada, hiyerarşik bir düzeni gösteren bu devlet memuriyetleri sisteminde en alt seviyedeki derecelerden mesela Tang-hu'luktan Ch'an-yü 'lüğe kadar yükselebilme gibi bir özelliğin bulunmadığını da belirtmek istiyoruz[33]. Hunlarda hükümdarlık, kaynakların da belirttiğine göre Ch'an-yü soyu yani T'u-ke boyundan olan veliahdın hakkı idi. Ch'an-yü 'nün büyük oğlu, veliaht olurdu. Eğer veliahdın yaşı küçükse veya idari kabiliyete sahip değilse eski ch'an-yü 'nün kardeşi hükümdar olabilirdi. l6 yüksek kademenin dışındaki memuriyetlere ise T'u-ke boyu ile akrabalık kurmuş olan Hu-yen, Lan, Hsü-pu gibi boyların mensupları getirilebiliyordu[34].
Feodal sömürü sistemlerinde kraldan sonra gelen yüksek unvanlı senyörler, hükümdar ailesinden değillerdi. Bunlar, çeşitli yollarla sahip oldukları arazi üzerindeki siyasi kudretleri ile adeta krallaşmışlar ve devletin adli yetkilerini de ellerine geçirmişlerdi. Bu feodal senyörlerin her biri kendi topraklarının kralı ve Yargıcı gibi idiler. Her malikane kendine has kanunlara sahip olabiliyordu[35]. Hunlar ise ağırlıklı olarak hayvancılıkla uğraştıklarından toprağa bağlı köleler olan "serf"lere benzer bir gurup, Hun memleketinde görülmemektedir. Savaşta esir alınanların ne yapıldığını ileriki sayfalarda inceleyeceğiz. Burada netice olarak şunu söyleyebiliriz ki Hun siyasi yapısında idare edenler ve halk, Hindistan'daki veya feodal Avrupa'daki gibi sınıflara bölünmüş değildi. Hun boylarının asil olma durumu, onları birbirlerine karşı farklı hukuki haklarla donatmıyordu. Hun ceza hukuku bahsinde göreceğimiz gibi Çin kaynakları Hunlarda suç ve ceza konusunda da bir sınıf farklılığı ve ayrıcalıktan bahsetmemektedir. Hun asilzadeleri, devletin sol ve sağ şeklinde idari olarak ikiye bölünmüş topraklarında hükümdar adına idareyle vazifeli memur durumundaydılar.
Cevat Türkeli
[16] Metinde Jung kelimesi yazılmıştır. Bu isim, Çinlilerin yabancı kavimler için kullandıkları genel isimlerdendir. Burada kastedilen Hunlar olduğu için Hun kelimesini kullandık. Hunlara kaynaklarda verilen isimler için bakınız. C. Türkeli ; Dr tezi, s.108-110
[17] Shih-chi V, s.192-194
[18] Shih-chi 110, s.2898
[19] Bazı cümlelerin önünde ve arkasında bulunan sözleri, büyüklere saygı, evlenme adetleri gibi daha sonra ele alacağımız konularla ilgili olduğu için tekrara sebep olmamak maksadı ile yerlerini boş bırakarak burada almıyoruz.
[20] Shih-chi 110, s.290
[21] Han-shu 94/1, s.3780 ; B. Ögel, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, C. I, s.113
[22] M. Nabi Özerdim ;"Chou'lar ve Bu devirde Türklerden gelen gök dini",TTK. Belleten, XXVII, sayı 105, Ankara 1963, s.8
[23] agm., s.9 dipnot 25
[24] Shih-chi 110,s.2889 ; Han-shu 94/1,s.3750
[25] W.Eberhard , "Eski Türk Devletlerinin Ekonomisi hakkında incelemeler: 1- Tobaların Hayvancılığı", Belleten IX, Ankara l945, s.486
[26] Chin-shu da deniyor ki "T'u-ke, en zengin ve asil olanıdır. Onun için bunlar ch'an-yü olup bütün kabileleri idare edebiliyorlar. "(: Chin-shu 97, 67. bölüm, s.2550)
[27] Hsieh,Chien , "Hsiung-nu Shih huei tsu-che te ch'u-pu yen-chiu", Shih-yü suo chi k'an, 40, Taipei l969, s.673
[28] İ. Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Istanbul 1983, s.232
[29] Chin-shu 97, 67. kısım'da "I-li Prensi" şeklinde geçer. Hsieh Chien, (agm. s. 673) Yü-li veya Yü-lo okunuşlarını da gösterir.
[30] Shih-chi 110, s. 2891 ; Han-shu 94/1, s. 3751. Aynı memuriyet ünvanları, Hou Han-shu;üney Hsiung-nu bölümü ve Chin-shu 4 Yi bölümünde de bazen farklı şekillerde de olsa mevcuttur.
[31] B.Ögel , Türklerde Devlet Anlayışı, Ankara l982, s. 338
[32] Chin-shu 97/67, s. 2550
[33] Bakz. M.Arslan, Step Imparatorluklarında Sosyal ve Siyasi Yapı, İstanbul l989, s. 70
[34] Hsieh,Chien ;a.g.m.,s.674
[35] M.Bloch , Feodal Toplum (terc. M.A. Kılıçbay), Ankara l983, s. 304, Ch. Seignobos, Histoire de la civilisation ou moyen age et dans les temps modernes ,Paris (?), s. 3752