Haberler

THY Shenzhen Shekou Feribot terminalinde (11:30 PM, 06/02/2010)

Türk Hava yolları, Çinin en büyük ticaret ve üretim şehirlerinden Shenzhen'ın Shekou Feribot terminalinde bir check-in bürosu açtı. Shekou feribot terminali, gün boyunca yapılan düzenli tarifeli turlarıyla Hongkong Shenzhen arasındaki mesafeyi 40 dakikaya düşürüyor.

 

devamı...


Yıldız Teknik Nanoteknoloji 2010 Etkinliği (12:31 AM, 04/24/2010)

Nanoteknoloji 2010 Etkinliği Yıldız Teknik Üniversitesi'nde 26 Mart tarihinde gerçekleştirildi.

devamı...


Mimikli robot (3:37 PM, 04/24/2010)

Japonya'da Geliştirilen ve Bugün Tanıtılan Robot, Gerçek İnsanla Mimiklerine Kadarki Benzerliğiyle Dikkat Çekiyor. Japonların robot teknolojisindeki başarıları baş döndürüyor. Abartının da bu kadarına pes denir. Bakın haberin devamı nasıl, 

devamı...


(1:00 AM, 01/01/1970)







Unuttun mu?,
Üye Ol







Asya Hunlarında Ceza Hukuku ve İdam Cezası
 
       
"Hun kanunlarına göre bir kişi eğer adam öldürmek niyetiyle bıçağını sıyırsa hemen idam edilir. Hırsızlık yapanın evindeki mallarına el koyulur. Bir suçluya hafif bir ceza verilecekse bir uzvu ezilir. Ağır bir ceza verilecekse idam edilir. Hapis müddeti ise on günü geçmez. Mahkumların sayısı ancak birkaç kişidir."[55].  
Bu metinde görüldüğü gibi Hun sosyal hayatını düzenleyen kanunlar, çindeki gibi çok karışık ve zor uygulanır değil kısa ve kesin hükümlerdi. Suçların cezaları, şimdiki sosyal mantığımıza göre oldukça ağır görünmektedir. Ancak bunun caydırıcı gücü ve milletin erdem sahibi olması suçluların sayısının çok az olmasını sağlamış olmalıdır. Hunlarda hukukun kuvvetini, hukuka saygıyı ve milletin erdeminin yüksekliğini sadece Çin kaynağındaki bu "Mahkumların sayısı ancak birkaç kişidir." sözü bile göstermeye yeter.
Ayrıca yukarıda sözünü ettiğimiz Çinli vezir Hou-ying'in konuşmasındaki şu cümleler de Hun sosyal hayatı ve ceza sistemi hakkında bir karşılaştırma yapabilmemizi sağlar. "Hunların yanına sığınmış olan Çinli akrabalarını görmek bahanesi ile birçok Çinli de Hunlara kaçabilir." , " Çin'de ahlak eğitimi (seremoniler ve hayat prensipleri eğitimi) ve cezalandırma sistemi var. Yine de cahil halk suç işliyor. Hele ki Hun ch'an-yü 'sü (Hakanı) bunlara sahip değilken halkının suç işlemeyeceğini nasıl garanti edebilir?"[56].
     Çin'de ceza hukuku o kadar ayrıntılı ve acımasız idi ki anaya babaya sadakat bile kanunlar çerçevesine alınmış ve aileye sadakatsizliğin cezası, ölüme mahkumiyet veya en ağır cezalar olarak tespit edilmişti[57]. Büyüklerine karşı gelenler, köle haline de getirilebiliyordu. Fakat aynı zamanda bu sert kanunların büyük memurlara uygulanmadığı da görülüyordu. Çünkü o devir Çin inanışına göre bir hükümdar veya büyük memurun haksız olmasına imkan yoktu[58]. Işte bu özellik, gerçek sınıf farklılığını gösteren bir noktadır. Hunlarda başta ch'an-yü olmak üzere idari kademedeki asil soylara mensup memurların hiçbirisi kanunlar karşısında ayrıcalık sahibi değillerdi.
Mo-t'un 'un kendi babasını öldürerek tahta geçtiği bilinmektedir. Bu olayın derinliklerinde T'ou-man'ın töreye göre asıl veliaht olan Mo-t'un'u bertaraf etmek istemesi yani hükümdar olarak bizzat kendisinin töreyi yani anayasayı çiğnemesi gelmekteydi. Türk töresi değişip gelişme özelliğine de sahip olmakla birlikte devletin ve milletin selameti için değişmemesi gereken ve değişmeyen kurallar da vardı.
Yine Mo-tun devrinde Tung-hu'ların , T'ou-man 'ın atını ve Mo-t'un 'un kadınını istemelerini kızarak reddeden ve savaş açılmasını isteyen, buna karşılık daha sonra devletin temeli sayılan toprağın verilmesinde bir yanlış görmeyen vezirler de törenin çok mühim bir noktasına karşı gelmişlerdi. Bu sebepten de ölümle cezalandırılmışlardı. Çünkü bilhassa devlet memurlarının kanunları iyi bilmeleri ve uygulamaları gerekirdi.
Bilindiği gibi Roma'da ilk zamanlarda yazılı kanunlar yoktu. Hiç kimse kanunları kesin olarak bilmezdi. Hunlarda da kanunlar yani Töre yazılı değildi ama bilinmeyecek kadar da karışık ve detaylı değildi. Üstün sınıf olan Patrici'ler, Pleb'lere karşı kendi isteklerini yerine getirebilmek için bu bilmezlikten faydalanırlardı. Milattan önceki ilk yüzyıllarda Roma'da rüşvet almayan veya kanunları çiğnemeyen ahlaklı bir devlet adamı bulmak, oldukça zordu[59].
Eski İran'da ne kral ne de onun salahiyet verdiği bir yargıç, ilk cinayet için idam cezası veremezdi. Vatana ihanet suçunun cezası, baş ve kol kesmekti. Suçlu ölmüş ise ceza cesedine tatbik edilirdi. İsyancıların burun ve kulakları kesilir, halka teşhir edildikten sonra isyan çıkardıkları bölgede idam edilirlerdi. İsyancının bütün ailesine de aynı ceza uygulanırdı[60]. Aynı uygulamanın yani aile boyu cezalandırmanın Çin devletlerinde de bulunduğunu pek çok kayıtta görüyoruz.
     Eski Yunan kanunlarından mesela "Zelevkos Kanunları"nda bir kişiyi yaralayan veya sakatlayan, aynı şekilde cezalandırılırdı. Hırsızlık, eşkıyalık gibi suçların cezalandırılabilmesi için zarar gören kişinin şikayette bulunması ve dava etmesi şarttı. Öldürme olaylarına hükümet bazı hallerde karışmakla beraber suç işlendikten sonra dava açmak, öldüreni izlemek hatta öldürenden öc almak, öldürenin ailesine düşerdi[61].
 
ÖZEL HUKUK 
Kaynaklardan açıkça görüldüğü üzere Hun'larda birden fazla kadınla evlenme (Polygynie) adeti bulunmaktaydı. Bu şekildeki evliliklere sadece Hunlarda değil pek çok devlette rastlanmaktadır. Çin kaynaklarının bu evlenme gelenekleri konusunda yazdığı asıl önemli nokta ise baba öldüğünde dul kalan üvey anneyle evlenme (Leviratus) adetidir. Leviratus meselesi üzerinde şimdiye kadar pek çok fikir yürütülmüştür. Biz burada yukarıdaki satırlarımızda adı geçen Chung-han-yüeh'nin Çinli elçilere karşı Hunların kültürünü müdafaa ettiği konuşmasını naklederek o devirdeki Hun sosyal yapısının ve mantığının yine o devirde nasıl değerlendirildiğini görelim. "Han sülalesinin elçilerinden bazıları [Hun gelenekleri yaşlıları önemsemiyor.] diyorlardı. Chung-han-yüeh, bu elçilere [ Han sülalesinin geleneklerinde sınırı müdafaa etmeye gönderilen askerler yola çıktıkları zaman anne ve babalar, kendilerinin sıcak tutan kalın elbiselerini ve nefis yemeklerini sefere çıkacak olan çocuklarına vermiyorlar mı ?] dedi. Çin elçileri, [Haklısın] dediler. Chung, devam ederek [Hunlar için savaş, büyük bir şeydir. Yaşlı ve zayıf olanlar, savaşa katlanamadıkları için lezzetli yemekleri kuvvetli kişilere veriyorlar. Bu, (devletin) müdafaası içindir. Ancak bu şekilde babalar ve oğulları uzun süre kendilerini koruyabilirler. Hunların yaşlıları önemsemediğini nasıl söyleyebilirsiniz ? ] dedi. Çin elçileri bu defa [ Hunlar, ana, baba ve çocuklar hep aynı çadırda oturuyorlar. Babaları öldükten sonra oğulları, üvey annelerini alıp kendilerine hanım yapıyorlar. Kardeşlerden birisi ölünce bir diğeri onun hanımını alıyor...] dediler. Chung-han-yüeh da onlara [...Bir devletin idaresi bir insanın vücudu gibidir. Baba ve kardeşleri öldükten sonra onların eşleri, kendilerinin eşleri oluyor. Çünkü soylarının yok olmasını istemiyorlar. Hunların ilişkileri karışık olmasına rağmen nesillerini ve kabilelerini böyle devam ettirebiliyorlar. Şimdi Çinliler babalarının ve kardeşlerinin eşlerini almıyorlar. Fakat akrabalık ilişkileri çok kopuk olduğu için birbirlerini öldürüyorlar. Hem de soy adlarını değiştiriyorlar. Hepsi bunun yüzünden oluyor. Nezaketten kötülük doğuyor...] cevabını verdi[62].
Chung-han-yüeh'nin leviratus sisteminin faydalarını anlattığı bu konuşmasına dikkat edilirse o, işin soyu korumak tarafıyla ilgilenmiş görünmektedir. Ögel, "Bu, daha çok baba ölünce başsız kalan aileyi bir çatı altında toplama geleneğidir."[63] sözleriyle leviratusun başka bir sosyal yönünü gösterir. Bundan başka leviratusla sağ kalan eşin eski soyuna dönerek bir miktar mal hissesini birlikte götürmesi ve böylece bir iş gücünün de eksilmesi önlenmek istenmiştir[64] sözleriyle de bu geleneğin iktisadi yönü belirtilmektedir. Insani açıdan , dul kalan kadınların bu sayede orta yerde korumasız olarak bırakılmamış olması da[65] unutulmaması gereken önemli bir noktadır.
Çin mantığına göre ise üvey anneyle evlenme gibi davranışlar, ancak hayvanların ve kuşların geleneklerine uygun olup ahlak dışı bir davranıştır[66].
Hunlarda kabile dışından kişilerle evlenildiğini biliyoruz. Yani bugün sağlık açısından çok zararlı sonuçlar veren yakın akrabalarla evlenme gibi bir gelenek yoktu. Eski Iran'da Elam krallığında tahta varis olabilmek için baba gibi ananın da hanedana mensup prenseslerden olması şarttı. Bu sebeple tahta çıkacak olan prensler, birbiriyle evlenen iki kardeşin çocukları oluyordu. Bu gelenek neticesinde bunlarda sar'a gibi asabi ve bünyevi hastalıkların çok bulunduğu anlaşılmaktadır[67].
Roma'da ise milattan önceki ilk asırlarda Roma halkı evlilikten kaçınır olmuş, fuhuş alabildiğince artmıştı. Augustus tarafından m.ö. 18'de çıkarılan "Julia kanunları", bekarlara miras hakkı tanımamak, evlenmemişler ve evli çocuksuzlara ceza vermek gibi tedbirlerle aile hayatı kurtarılmaya çalışılmıştı. M.S dokuz yılında bu gibi suçların cezalarının arttırılması bile sosyal bozukluğu tamir edememiştir[68].
Shih-chi'deki "Savaş sırasında ölen arkadaşlarının cesedini götürenler, ölenin bütün malını alabiliyorlar."[69] sözleri, manası tam anlaşılamayan ve başka yerde de bu konuyla ilgili bilgi bulunmayan bir özelliğe sahiptir. Burada savaş sırasında ölenin bütün mal-mülkünün alınması mı yoksa savaştan sağlanan ganimetin bölüşülmesi sırasında ölenin hakkının da alınması mı kastediliyordu açık değildir.
Özet olarak elde bulunan bütün malzemelerin taranması yoluyla ortaya çıkarılan bu çalışma sonunda Hun devletinin toprak işlemeğe fazla ehemmiyet vermeyen bir ekonomik yapısı bulunduğu, Çince kaynakların asil olarak nitelendirdiği idareci boyların yine aynı kaynaklara göre kanunlar karşısında farklı hak ve imtiyazlara sahip bulunmadıkları, bütün Hun memleketi dahilinde herkesin herkesçe bilinen Hun töresine uygun şekilde yaşadığı, bu sebeplerle ne Avrupa'daki ne Hindistan'daki ne Çin'deki ne de diğer memleketlerdeki feodal sömürü sistemine uzak olduğu anlaşılmaktadır. O devirlerde her devlette olduğu gibi Hunlarda da kölelerin bulunduğu görülüyor. Ancak, en büyük komşu devlet olan Çin'deki kölelerin Hun memleketindeki mutluluğu duydukları için oraya kaçmak istediklerini de bir Çinli vezirin sözleriyle gördük. Ağır teşrifat kaidelerine önem vermeyen, idare edenlerle edilenler arasında derin uçurumların bulunmadığı Hun devletinde insan hayatına kastetmenin cezası, idam edilmekti. Dolayısıyla birisini öldürmek yani bir insanın yaşama hakkına tecavüz etmek isteyen kişinin, en önce kendi hayat hakkını gözden çıkarması gerekiyordu. Kaynaklarımızdan seçebildiğimiz bu gibi birkaç noktadan da anlaşılan şudur ki Hun devleti, etrafındaki kavimlerin biraz üstünde bir medeniyet seviyesine sahipti. Bu devlet içindeki halk, bir sürü ritlerden, protokol kaidelerinden uzak, yakınları için matem tutmanın şeklinin bile kanunlara bağlandığı Çin'deki hayat tarzından çok farklı bir sadelik ve düzen içinde yaşıyordu.    
 

Cevat Türkeli


[55] Shih-chi 110, s.2892 ; Han-shu 94/1, s.3752
[56] Han-shu 94/2, s.3804 ; ayrıca bakz. B.Ögel, BHIT., c.ıı, s.193
[57] M.N. Özerdim , "Choular ve..." , s.5
[58] a.g.m., s.8-9
[59] A.F.W. Blunt , a.g.e., s.77-80 ; S. Atlan, a.g.e., s.30
[60] M..Günaltay, Iran Tarihi,s.264-265
[61] A.M. Mansel , Ege ve Yunan Tarihi, s.177
[62] Shih-chi 110, s.2900 ; Han-shu 94/1, s.3760
[63] B.Ögel, BHIT., c.I, s.21
[64] M.Arslan, age., s.71
[65] I. Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü , s.494
[66] Han-shu 94/1, s.3780
[67] M.Ş. Günaltay, a.g.e., s.77
[68] O. Akşit, a.g.e., s.57
[69] Shih-chi 110, s.2892