|
Nevşehir-Kırşehir yolu
üzerinde Nevşehir'e 20 km. uzaklıkta, Kızılırmak'ın güney kenarında,
tüp bir tepenin doğuya bakan yamacında kurulmuş bir ilçedir. Tarihi
oldukça eski olan asıl önem ve kimliğini Karavezir ünüyle tanınan
Gülşehir 'li Seyit Mehmet Paşa zamanında kazanmıştır. Karavezir
Seyit Mehmet Paşa'nın yaptırdığı Camii, Camii medrese üzerindeki
kitabelerden Camii ve çeşme'nin 1779 da Medresenin ise 1780'de
yapıldığı anlaşılmaktadır.
İlçenin ne zaman ve kimler
tarafından kurulduğuna dair elde kesin belgeler bulunmamaktadır..
İlçe çevresinde bulunan tarihi kalıntılara bakılarak yapılan
incelemeler ve elde edilen tespitlere göre: Gülşehir'de ilk oturan
kavim Hititler olup, kesin tarihi bilinmemektedir. İlçenin halen
mevcut Kepez tepesinde bulunan mağaralar Hititler tarafından
oyulmuş, yerleşim merkezi olarak kullanılmıştır.(M, 0. 2000-1000)
Hititler'den sonra M.Ö. 900 - 800 yıllarında Frigyalılar
Kapadokya'ya saldırarak bölgeyi egemenlikleri altına almışlardır
Gülşehir de (Arapsun-Arabusun-Yarapusan-Zorapassos)
bu saldırıdan etkilenmiştir. M.Ö. 9. yüzyılın ortalarında kurulmuş
olan Yabal Krallığı bu egemenliğe de son vererek, Gülşehir de dahil
Kapadokya'yı hakimiyeti altına almıştır. Eski adı Sivasa olan
şimdiki Gökçetoprak köyündeki Hiyeroglif kaya yazılan ve eski ismi
Göstesin olan şimdiki Ovaören Kasabası'ndaki yeraltı şehirleri,
heykel, kaya yazıları bunları ispatlamaktadır. Ayrıca Gülşehir (Arabsun)
yakınında bulunan Büyükkale, Açıksaray, Kızılkatma, Beyyurdu,
Döllük, Ozankaya, Araplı Hüyüğü gibi yerlerde bulunan eserler
ilçenin 9. yüzyılda önemli bir merkez olduğunu göstermektedir.M.Ö,
620 yılında Lidyalılar bölgede bulunan diğer devletlerin
egemenliklerine son vermişlerdir.
M.Ö,
546 da Persler (İranlılar) bölgeye hakim olmuşlardır, M.Ö, 360
yıllarında Makedonya Kralı Büyük İskender, Persler'in
egemenliklerine son vererek Kapadokya'yı egemenliği altına
almıştır. M.Ö, 225-118 yıllarında Roma İmparatorluğu Makedonya
Krallığı'nı yenmiş, bütün Anadolu'ya hakim olmuştur Romalılar'ın
bölgede uygarlık yönünden pek faaliyetleri olmamıştır.
İmparatorluğun ikiye ayrılmasından sonra Gülşehir (Arabsun)
ve Kapadokya Bizanslılar'ın ( Doğu Roma imparatorluğu ) egemenliği
altına girmiştir. Bizanslılar'ın hristiyanlığı kabul ettikten sonra
yaptıkları eserlere bakarak Gülşehir'in isminin o zamanlar
Zoropassos olduğu tespit edilmiştir.
M.S, I. ve III. yüzyıllarda, Filistin'den kaçan ilk hristiyanlar,
Bizanslılar'ın da hristiyan olmalarına dayanarak (Batı Roma
İmparatorluğu'nun zulmünden saklanmak amacıyla) Kapadokya'ya
gelmişlerdir. Filistinliler, yapısal olarak oymaya ve iskan
edinilmeye uygun olan kayalara kiliseler, evler, manastırlar
yapmışlardır. Örnek olarak Açıksaray,
Büyükkale, Gümüşkent Yeraltı Şehri, Ozankaya, Kızılkatma gibi
yerleri gösterebiliriz. Tüm bunlar yöremizdeki ilk hristiyan
eserleridir. Bu dönemde Gülşehir, Kapadokya hristiyan merkezi haline
gelmiş; hristiyanlığı öğrenmek isteyenler Açıksaray'daki
manastırlarda papaz, rahiplerce yetiştirilip başka yerlerde din
görevlisi olarak çalışmışlardır. Gülşehir (
Zorapassos ) M.S, 10. yüzyılda dini merkez olma özelliğini
kaybetmiş; Göreme; Gülşehir'den boşalan bu dini merkez olma
özelliğini doldurarak onun yerini almıştır. 1071 yılındaki
"Malazgirt Zaferi'nden" sonra Kapadokya Selçuklu Türkleri'nin
hakimiyeti altına girmiştir. Selçuklular devrinde Zoropassos ismi
Arabson haline dönüşmüş, daha sonra da Arabsun
denilmiştir.
XIV asrın tamamıyla XV, asrın ilk yarısında Konya, Kayseri, Niğde,
Sivas, Kastamonu, Sinop, Ankara, Kütahya, Birgi, Tire, Peçin
(Milas), Bursa, İznik, Ladik (Denizli), Gülşehir (Arabsun),
Kırşehir, Amasya gibi başlıca Anadolu şehirleri birer ilim merkezi
olmuşlardır. Gülşehir 'li Şeyh Ahmet Gülşehir'i bu dönemde yetişmiş
ozanlardandır. 1212 tarihinde Gülşehir'in Mengüçoğulları hakimiyeti
altında olduğu fakat bu tarihte Anadolu Selçuklu Sultanı Alaattin
Keykubat'ın Mengüçoğulları'nın son temsilcisi olan Muzafferiddün
Mehmet Berham'ı yenerek Gülşehir'i kendi ülkesine kattığı
kaynaklarda belirtilmiştir. XIV, ve XV asırlarda Gülşehir ilim
merkezi olmuş, yine o asırlarda yetiştirmiş olduğu şahsiyetlerle
fikir cereyanlarına katkıda bulunmuştur,
Gülşehir'li ŞeyhAhmet tarafından 1317'de yazılmış olan Felekname ve
kendi Şeyhi Ahi Evren'in menakıbine dair kaleme aldığı manzum (Keramatı
Ahi Evren), Mevlana Celaleddin 'i Rumi'den mülhem olarak ilavelerle
süslenen Feridüddin Attar'ın Mantıku't-tayr tercemesinden
Gülşehri'nin Fıkıh'tan manzum (Kuduri) isimli bir eserinin daha
olduğunu anlıyoruz Zoropassos, Yarabistan, Arapsun gibi adlarla
çağlar geçirmiş olan Gülşehir, XV, yüzyıldan sonra Osmanlılar
zamanında küçük bir köy olarak kalmıştır. Padişah I. Abdulhamit
zamanında Sadrazamlığa kadar yükselen Karavezir Silahtar Seyyid
Mehmet Paşa 1777 yılında doğum yeri olan Gülşehir'i kalkındırmak
amacıyla; altı çeşme, bir cami, bir medrese, bir han, bir hamam ve
sübyan mektebi ( ilkokul ) yaptırarak önemli bir külliye
bırakmıştır.
O zamana kadar küçük bir köy olan Gülşehir'e bunlar yapıldıktan
sonra devlete baş vurup, Ürgüp ve Nevşehir'den bağlılığını kesip,
başlı başına bir kaza olmasını talep etmiş; bu talep üzerine
incelemeye gelen bir heyet (1777) incelemeyi yerinde bularak kaza
olmasına karar vermiştir Cumhuriyet devrinde Niğde il olunca,
Gülşehir Niğde'nin bir ilçesi oldu, İlk olarak Karavezir Seyyid
Mehmet Paşa zamanında Gülşehir adı konulan ilçemiz daha sonraları
yeniden Arapsun olarak anılmaya başlanmış ve son olarak 1948 yılında
alınan Bakanlar Kurulu kararıyla bu karmaşaya son verilerek Gülşehir
ismi resmiyet kazanmış ve herkes tarafından benimsenerek
kullanılmaya başlanmıştır. |